2026 KPSS Ortaöğretim Tarih Mondros, Cemiyetler ve Kuvayı Milliye Konu Anlatımı
4 hap bilgi · 11 kilit bilgi
Bu sayfada
Bu anlatımda Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasıyla başlayan işgal süreci, Anadolu’da ortaya çıkan direniş ruhu, yararlı cemiyetlerin birleşmesi ve Kuvayı Milliye’nin doğuşu ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır. Ayrıca TBMM’nin açılışı, büyük askerî ve siyasî dönüm noktaları ile Cumhuriyet’e giden süreç tarih sırasıyla bağlanmaktadır.
Giriş
Mondros Ateşkes Antlaşması, Osmanlı Devleti açısından yalnızca bir savaşın sona ermesi değil, aynı zamanda yeni bir dönemin kapısının açılması anlamına gelir. 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan bu antlaşma, devletin savaş dışı kalmasını sağlamakla birlikte Anadolu topraklarını kısa sürede işgal tehlikesiyle karşı karşıya bırakmıştır. Bu yüzden Mondros’u öğrenirken sadece bir tarih ezberlemek yetmez; onun sonrasında gelişen işgal, tepki, örgütlenme ve bağımsızlık mücadelesi zincirini birlikte görmek gerekir. Tarih sorularında da genellikle bu süreç, bir olaylar dizisi halinde sorulur ve adaydan olayların hangi sırayla geliştiğini bilmesi beklenir.
Bu konu, kurtuluş mücadelesinin başlangıç noktasını oluşturur. Mondros ile başlayan çözülme, halkın yerel direniş hareketleriyle karşılık bulmuş, ardından cemiyetlerin birleşmesiyle daha düzenli bir milli örgütlenmeye dönüşmüştür. Son aşamada ise TBMM’nin açılması, askeri başarılar, saltanatın kaldırılması, Lozan’ın imzalanması, Cumhuriyet’in ilanı ve halifeliğin kaldırılması gibi adımlar birbirini izlemiştir. Dolayısıyla bu başlık altında yalnızca işgaller değil, aynı zamanda milli iradenin nasıl şekillendiği de anlaşılmalıdır.
Mondros Ateşkesi ve temsil meselesi
Mondros Ateşkes Antlaşması 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanmıştır. Antlaşma görüşmelerinde Osmanlı Devleti’ni temsil eden kişi Rauf Bey’dir. Bu ayrıntı sınavlarda sıklıkla sorulur; çünkü antlaşmanın tarihi ile temsil eden kişi birbirine karıştırılabilir. Özellikle aynı bilginin farklı biçimlerde tekrar sorulması mümkündür: “Mondros görüşmelerini kim yürüttü?” ya da “Osmanlı’yı kim temsil etti?” gibi ifadeler aynı cevaba götürür.
Rauf Bey’in bu görüşmelerde yer alması, antlaşmanın Osmanlı Devleti adına yürütülen bir süreç olduğunu gösterir. Ancak sonuç, devlet için son derece ağırdır; çünkü ateşkes, askeri mücadelenin sona ermesi gibi görünse de işgallerin önünü açmıştır. Bu nedenle Mondros, bir barış belgesi olmaktan çok, Anadolu’nun işgal dönemine geçişini başlatan bir eşik olarak değerlendirilir. Sınavda bu nokta önemlidir: Antlaşmanın imza tarihi ile sonrasında yaşanan gelişmeler bir bütün halinde akılda tutulmalıdır.
Mondros’tan sonra işgallerin başlaması
Mondros Ateşkesi’nin hemen ardından Osmanlı toprakları işgale açık hale gelmiştir. Bu dönemde işgal edilen ilk Osmanlı toprağı Musul’dur. Musul’un ilk işgal edilen yer olarak öne çıkması, Mondros sonrasındaki gelişmeleri kronolojik sıralamada ayırt etmek için önemlidir. Sorularda “ilk işgal edilen Osmanlı toprağı” ifadesi geçiyorsa, doğru yanıtın Musul olduğu unutulmamalıdır. Böyle sorular genellikle adayın sıralama bilgisiyle ölçülür ve küçük ayrıntılar büyük önem taşır.
Mondros sonrasında Anadolu’da işgale uğrayan ve ilk direniş hareketinin çıktığı yer ise Hatay Dörtyol’dur. Bu bilgi, işgale karşı Anadolu’nun sessiz kalmadığını gösteren en erken örneklerden biridir. Dörtyol’da ortaya çıkan ilk direniş, halkın işgale boyun eğmediğini ve yerel düzeyde de olsa karşı koyma isteğinin doğduğunu kanıtlar. Sınavda bu konu, “ilk işgal” ile “ilk direniş”in birbirine karıştırılmaması açısından önemlidir: İlk işgal Musul, ilk direnişin çıktığı yer ise Hatay Dörtyol’dur.
Bu iki bilgi birlikte düşünüldüğünde, Mondros sonrasında yaşanan sürecin iki yönü anlaşılır. Bir yanda işgalin hızla yayılması, diğer yanda da halkın ilk tepkileri vardır. İşte bu tepkiler, daha sonra Kuvayı Milliye adıyla anılacak olan yerel direniş ruhunun temelini oluşturacaktır. Böylece olaylar, sadece askerî veya diplomatik düzeyde değil, toplumsal düzeyde de şekillenmeye başlar.
Yunan işgali ve direnişin simgesi
Mondros sonrası dönemde işgallere karşı yükselen tepkinin sembol isimlerinden biri Hasan Tahsin’dir. Hasan Tahsin, Yunan işgaline karşı attığı kurşunla ulusal direnişin simgelerinden biri olmuştur. Bu olay, yalnızca bireysel bir tepki olarak değil, milletin işgale karşı ilk güçlü sembollerinden biri olarak değerlendirilir. Sınavlarda Hasan Tahsin’in adı geçtiğinde, onun Yunan işgaline karşı gösterdiği direniş ve ulusal mücadeledeki sembolik önemi akılda tutulmalıdır.
Hasan Tahsin örneği, işgal karşısında halkın içinde doğan direniş duygusunun somut bir ifadesidir. Bu tür sembolik olaylar, Milli Mücadele’nin yalnızca cephelerde değil, halkın vicdanında da başladığını gösterir. Bir kurşunla temsil edilen bu tavır, daha sonra gelişecek örgütlü direnişin psikolojik zeminini oluşturur. Bu nedenle Hasan Tahsin, tarih bilgisinde basit bir isimden ziyade, ulusal tepkinin sembolü olarak değerlendirilmelidir.
Kuvayı Milliye’nin doğuşu
İşgallere karşı halkın yerel direniş güçleri olarak ortaya çıkan yapıya Kuvayı Milliye denir. Kuvayı Milliye, işgallere karşı ortaya çıkan milli direniş ruhunu ifade eder. Bu iki tanım birlikte düşünüldüğünde, Kuvayı Milliye’nin hem toplumsal hem de askeri bir anlam taşıdığı görülür. Yani bu yapı, sadece silahlı mücadele değildir; aynı zamanda işgale razı olmayan bir halk iradesinin dışa vurumudur.
Kuvayı Milliye’nin en önemli yönü, merkezi bir ordu olmaksızın halkın kendi çevresinde oluşturduğu yerel savunma gücü olmasıdır. Bu yüzden onun doğuşu, işgallere karşı ilk tepkinin halk tabanında geliştiğini kanıtlar. Yerel direniş güçleri, işgal altında kalan bölgelerde düzenli bir devlet ordusu yerine halkın kendi imkânlarıyla kurduğu savunma düzenini temsil eder. Sınavlarda bu kavram genellikle “milli direniş ruhu”, “yerel direniş güçleri” veya “işgallere karşı halkın tepkisi” şeklinde sorulur.
Kuvayı Milliye’yi anlamak için onu bir geçiş süreci olarak görmek gerekir. Başlangıçta halkın kendiliğinden oluşturduğu bu güçler, milli mücadeleyi ayakta tutan ilk dayanaklardan biri olmuştur. İşgal koşullarında umut veren, direnme düşüncesini canlı tutan ve bağımsızlık fikrini diri tutan unsur da budur. Bu nedenle Kuvayı Milliye sadece askerî bir kavram değil, aynı zamanda milli bilincin somutlaşmış halidir.
Yararlı cemiyetlerin birleşmesi
İşgallere karşı tepki yalnızca silahlı direnişle sınırlı kalmamıştır. Anadolu’da ve farklı bölgelerde halkın yararına çalışan cemiyetler de ortaya çıkmıştır. Ancak bu cemiyetler, dağınık halde kaldıklarında milli mücadeleye istenen gücü veremeyebilirler. Bu nedenle Sivas Kongresi’nde tüm yararlı cemiyetler Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk çatısı altında birleştirilmiştir. Bu birleşme, dağınık direnişin ortak bir amaç etrafında toplanması anlamına gelir.
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk çatısı altında birleşme, milli mücadelenin örgütlenmesinde çok önemli bir adımdır. Çünkü yerel ve dağınık yapılar, ortak bir hedef ve ortak bir isim altında toplandığında daha etkili hale gelir. Sınav açısından bu nokta kritik önemdedir: Sivas Kongresi’nin en bilinen sonuçlarından biri, yararlı cemiyetlerin bir çatı altında toplanmasıdır. “Hangi cemiyet altında birleştiler?” sorusunun doğru cevabı Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk’tur.
Bu birleşme, direnişin artık yalnızca yerel bir tepki olmaktan çıkıp ulusal bir çerçeveye kavuştuğunu gösterir. Böylece Kuvayı Milliye ruhu ile cemiyetlerin örgütlü yapısı birbirini tamamlamış olur. Halkın yerel direnişi, bu çatı altında daha düzenli ve ortak hedefli bir mücadeleye dönüşür. Bu yüzden Sivas Kongresi, milli mücadelenin örgütlenmesinde dönüm noktası olarak görülmelidir.
Kars İslam Şürası ve ilk yararlı cemiyet
Mondros Ateşkesi’nden sonra kurulan ilk yararlı cemiyet Kars İslam Şürası’dır. Bu bilgi, cemiyetlerin oluşum sıralamasını öğrenirken özellikle dikkat edilmesi gereken bir ayrıntıdır. İlk yararlı cemiyetin Kars İslam Şürası olması, doğuda başlayan örgütlenmenin önemini gösterir. Sınavlarda “ilk yararlı cemiyet” ifadesi geçtiğinde doğru cevabın Kars İslam Şürası olduğu hatırlanmalıdır.
Kars İslam Şürası’nın bu konudaki önemi yalnızca ilk olmasıyla sınırlı değildir. Aynı zamanda Mondros sonrasında işgallerin yarattığı tepkiye karşı halkın bölgesel düzeyde örgütlenmeye başladığını da gösterir. Bu, milli mücadelenin sadece tek bir merkezden değil, farklı bölgelerde doğan girişimlerle güçlendiğini anlatır. Böylece cemiyetlerin ortaya çıkışı, Anadolu’nun her köşesinde direniş düşüncesinin canlı olduğunu ortaya koyar.
Burada önemli olan, ilk yararlı cemiyet ile Sivas Kongresi’ndeki birleşme arasında bir ilişki kurmaktır. Başlangıçta yerel ve bölgesel nitelikte ortaya çıkan cemiyetler, daha sonra ulusal bir çatı altında toplanmıştır. Bu süreç, dağınıklıktan bütünlüğe doğru giden siyasi bir olgunlaşmayı ifade eder. Adayların bu bağlantıyı kurması, soruları yalnızca ezberle değil, mantıkla çözmesini sağlar.
Milli mücadelenin örgütsel mantığı
Mondros sonrası gelişmelerin ortak özelliği, işgale karşı tepkilerin hem yerel hem ulusal düzeyde gelişmesidir. Musul’un işgali, Dörtyol’daki ilk direniş, Hasan Tahsin’in sembolik tavrı, Kuvayı Milliye’nin doğuşu ve cemiyetlerin birleşmesi aynı zincirin halkalarıdır. Bu zincir, Türk milletinin işgale karşı yalnızca sözle değil, fiilen de karşılık verdiğini gösterir. Dolayısıyla bu konuyu çalışırken her olayı tek tek ezberlemek yerine, birbirine bağlanmış bir süreç olarak düşünmek gerekir.
Kuvayı Milliye, bu zincirin en halkasal halkalarından biridir; çünkü halkın direniş ruhunu pratik bir mücadeleye dönüştürür. Cemiyetler ise bu ruhu daha düzenli ve kurumsal bir seviyeye taşır. Sivas Kongresi’nde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk çatısı altında birleşme, işte bu geçişin simgesidir. Böylece milli mücadele, dağınık tepkilerden ortak bir siyasete ve ortak bir direniş diline ulaşır.
Sınavlarda sık yapılan hatalardan biri, yerel direnişle örgütlü cemiyet yapısını birbirine karıştırmaktır. Oysa Kuvayı Milliye halkın yerel direniş gücünü ifade ederken, cemiyetler daha çok siyasi ve toplumsal örgütlenme yönünü temsil eder. İkisi aynı mücadele içinde yer alsa da kavramsal olarak aynı şey değildir. Bu ayrımı bilmek, soruları doğru yorumlamak açısından çok önemlidir.
TBMM’nin açılması ve milli egemenlik
Milli mücadelenin gelişiminde en önemli dönüm noktalarından biri Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıdır. TBMM, 23 Nisan 1920’de Ankara’da açılmıştır. Bu tarih, milletin kendi kaderini kendi temsilcileri aracılığıyla belirleme iradesini ortaya koyduğu gündür. Sınavlarda bu tarih çok temel bir bilgi olarak karşınıza çıkar ve genellikle ulusal egemenlik vurgusuyla birlikte sorulur.
TBMM’nin açılması, dağınık direnişin siyasi merkez kazanması anlamına gelir. Böylece milli mücadele yalnızca yerel güçler veya cemiyetler üzerinden değil, bir meclis iradesi üzerinden yürütülmeye başlanmıştır. Bu, ilerleyen süreçte askeri ve siyasi kararların tek bir merkezde toplanmasını sağlar. Öğrenciler için önemli olan nokta, TBMM’nin açılışının Kurtuluş Savaşı sürecinde yeni bir yönetim anlayışına kapı açmasıdır.
Mondros’tan TBMM’ye giden süreçte halkın direnişi, cemiyetlerin birleşmesi ve meclisin açılması birbirini tamamlar. Bu yüzden 23 Nisan 1920 tarihi yalnızca bir açılış tarihi değil, aynı zamanda milli iradenin somutlaştığı bir başlangıç noktasıdır. Sınavlarda bu tarih, Anadolu’daki siyasi merkezleşme ile birlikte değerlendirilir.
Savaşın askerî dönemeçleri
Milli mücadelenin yalnızca siyasi tarafı yoktur; askerî başarılar da sürecin ayrılmaz parçasıdır. Büyük Taarruz 26 Ağustos 1922’de başlamış ve 30 Ağustos 1922’de Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile kesin zafer kazanılmıştır. Bu iki tarih, savaşın kaderini belirleyen en önemli aşamalardan biridir. Özellikle başlangıç ve sonuç tarihi birlikte bilinmelidir; çünkü sınavda bu bilgiler bir arada sorulabilir.
26 Ağustos ile 30 Ağustos arasındaki süreç, askerî mücadelenin en yoğun ve en belirleyici dönemidir. Büyük Taarruz’un başlaması, artık sonuca gidilen aşamayı gösterir. 30 Ağustos’taki kesin zafer ise milli mücadelenin askerî başarıya ulaştığını ortaya koyar. Bu yüzden tarih sorularında bu iki gün, bir bütün olarak düşünülmelidir.
Askerî zaferler, siyasi gelişmelerin de önünü açar. Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile kazanılan başarı, sonraki diplomatik ve siyasal adımların temelini oluşturur. Tarih öğrenirken bu tür olayları birbirinden kopuk görmek yerine ardışık bir sürecin parçaları olarak görmek gerekir. Aksi halde tarihler ezberlenir ama anlam kaçırılır.
Saltanatın kaldırılması ve egemenlik anlayışı
Milli mücadelede kazanılan askerî başarılar, yönetim alanında da köklü değişikliklerin yolunu açmıştır. Saltanat 1 Kasım 1922’de TBMM tarafından kaldırılmıştır. Bu karar, eski yönetim anlayışının sona erdiğini ve egemenliğin yeni bir siyasi merkezde toplandığını gösterir. Sınavlarda saltanatın kaldırılması tarih olarak sorulabilir ve bu tarihin 1 Kasım 1922 olduğu unutulmamalıdır.
Saltanatın kaldırılması, yalnızca bir kurumun sona ermesi değil, aynı zamanda yeni devlet düzeninin şekillenmesidir. TBMM’nin bu kararı alması, ulusal egemenlik fikrinin güçlendiğini gösterir. Mondros ile başlayan çözülme döneminin ardından, artık bağımsızlık mücadelesi siyasi bir sonuca bağlanmıştır. Bu yüzden saltanatın kaldırılması, askerî zaferlerle birlikte okunmalıdır.
Lozan ve barışın tescili
Milli mücadelenin uluslararası düzeyde tamamlanması Lozan Barış Antlaşması ile gerçekleşmiştir. Lozan Barış Antlaşması 24 Temmuz 1923’te İsviçre’nin Lozan kentinde imzalanmıştır. Bu tarih, Kurtuluş Savaşı’nın sadece silahlı mücadeleyle değil, diplomatik bir başarıyla da sonuçlandığını gösterir. Sınavlarda hem antlaşmanın adı hem de imzalandığı yer ve tarih önemlidir.
Lozan’ın imzalanması, yeni Türk devletinin barış ortamında tanınması bakımından kritik bir aşamadır. Mondros’tan başlayan işgal süreci, Lozan’la birlikte diplomatik bir zeminde sona erdirilmiş olur. Bu nedenle 24 Temmuz 1923 tarihi, bağımsızlığın uluslararası düzeyde kabulü açısından önem taşır. Adayların tarih sıralamasında bu antlaşmayı doğru yere yerleştirmesi gerekir.
Cumhuriyetin ilanı
Lozan’dan sonra devletin siyasi yapısı netleşmiş ve Cumhuriyet 29 Ekim 1923’te ilan edilmiştir. Aynı gün Mustafa Kemal ilk cumhurbaşkanı seçilmiştir. Bu bilgi, Cumhuriyet’in yalnızca ilan edilmediğini, aynı zamanda devlet başkanlığının da belirlenerek yeni rejimin kurumsallaştırıldığını gösterir. Sınavda Cumhuriyet’in ilan tarihi ile birlikte ilk cumhurbaşkanının kim olduğu da önemli bir eşleştirmedir.
29 Ekim 1923, yeni devlet düzeninin ilan edildiği çok önemli bir tarihtir. Bu tarihe gelinceye kadar geçen süreçte işgal, direniş, örgütlenme, meclis ve zafer adımları tamamlanmıştır. Cumhuriyet’in ilanı, bu mücadelenin siyasi sonucudur. Bu yüzden olayları öğrenirken 29 Ekim’i final noktası gibi görmek yerinde olur.
Halifeliğin kaldırılması ve eğitimde birlik
Cumhuriyetin ilanından sonra devlet yapısı daha da pekiştirilmiştir. Halifelik 3 Mart 1924’te kaldırılmış; aynı gün Tevhid-i Tedrisat Kanunu kabul edilmiştir. Bu iki gelişme, yeni düzenin yalnızca siyasi alanda değil, toplumsal ve eğitim alanında da köklü bir dönüşüm hedeflediğini gösterir. Sınavlarda bu tarihin çift yönlü önemi vardır: hem halifelik hem eğitim birliği aynı gün gündeme gelmiştir.
Halifeliğin kaldırılması, eski kurumların yeni devlet yapısıyla uyumlu biçimde sona erdirildiğini gösterir. Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun kabulü ise eğitimde birliğin sağlanması bakımından önemlidir. Bu iki gelişmenin aynı gün olması, Cumhuriyet’in kurumsallaşma sürecinde kararlılığı ortaya koyar. Tarih sorularında bu noktada sadece tarih değil, aynı gün gerçekleşen iki önemli karar da bilinmelidir.
Sık karıştırılan noktalar
Bu konu başlığında en çok karıştırılan noktalardan biri Mondros görüşmelerini kimin yürüttüğüdür. Doğru cevap Rauf Bey’dir. Aynı bilginin hem “görüşmeleri yürüten kişi” hem de “Osmanlı’yı temsil eden kişi” şeklinde sorulabileceği unutulmamalıdır. Sınavda ifadeler değişse de cevap değişmez; bu nedenle sorunun kelimelerine dikkat etmek gerekir.
Bir diğer karışıklık işgal ve direniş sıralamasında ortaya çıkar. Mondros sonrası ilk işgal edilen Osmanlı toprağı Musul’dur; ilk direniş hareketinin çıktığı yer ise Hatay Dörtyol’dur. Bu iki bilgi birbirine yakın görünse de aynı şeyi anlatmaz. Biri işgalin başladığı yer, diğeri halkın ilk tepkisinin doğduğu yerdir.
Kuvayı Milliye ile cemiyetler de karıştırılabilir. Kuvayı Milliye, işgallere karşı halkın yerel direniş güçleri ve milli direniş ruhudur; cemiyetler ise bu mücadelenin örgütsel ve toplumsal yönünü güçlendiren yapılardır. Sivas Kongresi’nde tüm yararlı cemiyetlerin Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk çatısı altında birleşmesi, bu ayrımı daha da anlamlı hale getirir. Yani Kuvayı Milliye başka, cemiyetlerin birleşmesi başkadır; fakat ikisi aynı büyük mücadelenin parçasıdır.
Bir başka önemli nokta tarih sıralamasıdır. 1918’de Mondros Ateşkesi, ardından işgaller ve direnişler gelir. Daha sonra 23 Nisan 1920’de TBMM açılır. 26-30 Ağustos 1922’de askerî zafer kazanılır, 1 Kasım 1922’de saltanat kaldırılır, 24 Temmuz 1923’te Lozan imzalanır, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilir, 3 Mart 1924’te halifelik kaldırılır ve Tevhid-i Tedrisat kabul edilir. Bu akış, konunun omurgasıdır ve sınavda en çok iş gören bilgidir.
Toparlayıcı çerçeve
Mondros, Cemiyetler ve Kuvayı Milliye konusu aslında işgalden bağımsızlığa, dağınık tepkiden örgütlü mücadeleye ve nihayet yeni devlete giden yolun hikâyesidir. 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Ateşkesi, Rauf Bey’in Osmanlı Devleti adına yürüttüğü görüşmelerle sonuçlanmış; bu antlaşmadan sonra Musul ilk işgal edilen Osmanlı toprağı olmuştur. Aynı sürecin içinde Hatay Dörtyol’da ilk direniş çıkmış, Hasan Tahsin ise Yunan işgaline attığı kurşunla ulusal direnişin simgesi haline gelmiştir.
Bu direniş ruhu Kuvayı Milliye adıyla yerel güçlere dönüşmüş, Kars İslam Şürası Mondros sonrası kurulan ilk yararlı cemiyet olarak öne çıkmış, Sivas Kongresi’nde ise tüm yararlı cemiyetler Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk çatısı altında birleştirilmiştir. Ardından 23 Nisan 1920’de TBMM açılmış, 26-30 Ağustos 1922’de kesin askerî zafer kazanılmış, 1 Kasım 1922’de saltanat kaldırılmış, 24 Temmuz 1923’te Lozan Barış Antlaşması imzalanmış, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilmiş ve 3 Mart 1924’te halifelik kaldırılarak Tevhid-i Tedrisat Kanunu kabul edilmiştir.
Bu başlığın özü şudur: Bir işgal süreci yalnızca kayıp getirmemiş, aynı zamanda milletin direnişini, örgütlenmesini ve yeni devletini doğurmuştur. Sınavda başarı için olayları tek tek ezberlemek yerine, onları bu büyük zincirin halkaları olarak görmek gerekir. Böyle bakıldığında Mondros’tan Cumhuriyet’e uzanan yol çok daha anlaşılır, kalıcı ve kolay hatırlanır hale gelir.
Tarih diğer konular
Mondros, Cemiyetler ve Kuvayı Milliye örnek soruları
Bu konudan özgün sorular. Her sorunun çözümünü ve açıklamasını kendi sayfasında inceleyebilirsin.
- 15 Mayıs 1919'da İzmir'in Yunan askerleri tarafından işgal edilmesi üzerine, rıhtımda düşmana karşı ilk kurşunu atarak ulusal direnişin sembol isimlerinden biri haline gelen gazeteci aşağıdakilerden hangisidir?
- 1919 yılında gerçekleştirilen Amasya Görüşmeleri'nde İstanbul Hükûmeti'ni temsil eden devlet görevlisi aşağıdakilerden hangisidir?
- Bu satırlarda sözü edilen kavram aşağıdakilerden hangisidir?
- Buna göre aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?
- 1919'da İzmir'in işgali üzerine attığı kurşunla ulusal direnişin simgelerinden biri olan, Osman Nevres adıyla da bilinen kişi aşağıdakilerden hangisidir?
- Buna göre aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?