2026 KPSS Lisans Coğrafya Nüfus ve Yerleşme Konu Anlatımı
12 hap bilgi · 18 kilit bilgi
Bu sayfada
Bu anlatımda nüfus ve nüfus yoğunluğu kavramları, yerleşmelerin doğal ve beşeri etkenlerle nasıl şekillendiği, kır ve kent yerleşmelerinin temel özellikleri ayrıntılı biçimde ele alınır. Ayrıca Türkiye’nin coğrafi konumu ile yükselti, su, dağ ve denizlerin yerleşme ve nüfus dağılışı üzerindeki etkileri sınav odaklı olarak açıklanır.
Giriş
Nüfus ve yerleşme konusu, coğrafyanın en temel başlıklarından biridir. Çünkü insanların bir yerde nasıl dağıldığını, neden bazı alanlarda kalabalık, bazı alanlarda seyrek yaşadığını ve yerleşmelerin hangi koşullarda ortaya çıktığını anlamadan coğrafi yorum yapmak zordur. KPSS’de bu konu genellikle tanım bilgisiyle başlar, ardından yorum sorularına dönüşür. Bu yüzden sadece kavramları ezberlemek yetmez; kavramların birbirleriyle nasıl bağlantılı olduğunu da görmek gerekir.
Bu konunun merkezinde iki büyük fikir vardır. Birincisi, nüfusun ne olduğu ve nasıl ölçüldüğüdür. İkincisi ise insanların yerleşme düzeninin hangi doğal ve beşeri koşullarla belirlendiğidir. Türkiye örneği üzerinden düşünüldüğünde, konum, yükselti, dağlar, göller, akarsular ve denizler gibi doğal unsurların yerleşmeyi nasıl etkilediği açıkça görülür. Bu nedenle nüfus ve yerleşme konusu, hem kavramsal hem de harita bilgisiyle birlikte öğrenilmelidir.
Nüfus ve nüfus yoğunluğu
Nüfus, bir ülke ya da bölgede yaşayan insan sayısını ifade eder. Bu tanım çok basit görünse de coğrafya açısından son derece önemlidir. Çünkü nüfus dediğimizde yalnızca kaç kişi yaşadığı değil, bu insanların hangi alanda yaşadığı, nasıl dağıldığı ve hangi koşullarda yoğunlaştığı da anlaşılır. KPSS’de nüfus ile ilgili sorularda öncelikle bu temel tanımın bilinmesi beklenir. Bir yerin nüfusu artabilir, azalabilir ya da aynı kalabilir; ancak bu bilgiler tek başına o yerin coğrafi yapısını anlatmaya yetmez. Asıl önemli olan, nüfusun mekân içinde nasıl yerleştiğidir.
Bu noktada nüfus yoğunluğu kavramı devreye girer. Nüfus yoğunluğu, bir alana düşen insan sayısını gösterir. Başka bir ifadeyle, insanlar bir bölgede ne kadar sık veya seyrek yaşıyor, bunu anlamamızı sağlar. Nüfusun sadece toplam sayısı, bölgenin ne kadar kalabalık olduğunu tam olarak açıklamaz. Çünkü geniş yüzölçümüne sahip bir yerde nüfus fazla olsa bile yoğunluk düşük olabilir. Buna karşılık küçük bir alanda daha az nüfus bulunmasına rağmen yoğunluk yüksek çıkabilir. Sınavlarda bu ayrım sıkça sorulur; toplam nüfus ile nüfus yoğunluğu kavramlarının karıştırılmaması gerekir.
Nüfus yoğunluğu genellikle kilometrekare başına düşen kişi sayısı ile ifade edilir. Bu ifade, yoğunluğun standart ölçüsüdür ve farklı alanların karşılaştırılmasını kolaylaştırır. KPSS’de bir soruda “bir alana düşen insan sayısı” ifadesi geçiyorsa, bu doğrudan nüfus yoğunluğunu anlatır. Eğer “km² başına kişi sayısı” ifadesi verilirse de yine aynı kavram kastedilir. Burada önemli olan, yoğunluğun bir dağılış ölçüsü olduğudur. Yani nüfusun nasıl yayıldığını ve birim alana ne kadar insan düştüğünü anlatır.
Nüfus yoğunluğunu anlamanın bir başka yolu da çevre koşullarıyla ilişki kurmaktır. Bir alanda yaşam koşulları elverişli olduğunda insanlar orada daha fazla toplanır; elverişsiz koşullar varsa nüfus seyrekleşir. Bu nedenle nüfus yoğunluğu sadece sayısal bir veri değil, aynı zamanda coğrafi bir yorum aracıdır. Bir yerde yoğunluk arttığında bunun arkasında genellikle ulaşım, tarım imkânı, su kaynakları, düz alanlar veya ekonomik çekicilik gibi nedenler bulunur. Tersi durumda ise yükselti, engebelilik ya da iklim gibi unsurlar nüfusun dağılmasına yol açabilir.
Yerleşmelerin oluşumu ve dağılışı
Yerleşme, insanların kalıcı ya da uzun süreli olarak bir alanda toplanmasıdır. Yerleşmelerin ortaya çıkışı ve dağılışı rastgele değildir. Yerleşmelerin dağılışını doğal ve beşeri faktörler birlikte etkiler. Bu cümle, konunun ana omurgalarından biridir. Çünkü hiçbir yerleşme yalnızca doğa koşullarıyla ya da yalnızca insan faaliyetleriyle açıklanamaz. İnsanlar suya, toprağa, arazi şekline, iklime ve ulaşım olanaklarına bakarak yer seçer; aynı zamanda ekonomik faaliyetler, üretim biçimleri ve toplumsal ihtiyaçlar da yerleşme düzenini belirler.
Doğal faktörler, yerleşmenin yerini ve şeklini belirlemede temel rol oynar. Arazi yapısı, yükselti, su kaynakları ve çevrenin genel fiziki özellikleri, insanların bir bölgede yaşama isteğini etkiler. Düz ve verimli alanlar yerleşme için daha elverişli olabilirken, eğimli ve parçalı alanlarda yerleşme biçimi farklılaşır. Su kaynaklarının fazla olduğu alanlar da yerleşmeyi destekler. Bu nedenle doğa şartları, yerleşmenin sadece nerede kurulacağını değil, nasıl bir biçim alacağını da belirler.
Beşeri faktörler ise insan faaliyetleriyle ilgilidir. Ekonomik faaliyetlerin türü, ulaşım ağı, üretim düzeni ve yaşam biçimi gibi unsurlar yerleşme düzenini doğrudan etkiler. İnsanlar yalnızca doğanın uygun olduğu yerlere değil, iş ve geçim imkânlarının bulunduğu alanlara da yönelir. Tarım yapılan alanlarda kırsal yerleşmeler öne çıkarken, tarım dışı faaliyetlerin yaygın olduğu bölgelerde kent yerleşmeleri gelişir. Bu nedenle yerleşme coğrafyası, doğa ile insan arasındaki etkileşimin en açık görüldüğü alanlardan biridir.
Kır yerleşmeleri ve özellikleri
Kır yerleşmeleri, nüfusun tarım ve hayvancılıkla uğraştığı kırsal alanlardaki yerleşmelerdir. Bu tanım, kır yerleşmelerini kentlerden ayıran temel noktayı açıkça gösterir. Kır yerleşmelerinde ekonomik hayatın ana dayanağı tarımsal üretimdir. İnsanlar geçimlerini daha çok toprağa ve hayvancılığa bağlı faaliyetlerle sağlar. Bu nedenle kır yerleşmeleri, nüfusun çalışma alanı bakımından tarımsal karakter taşır. KPSS’de bu tanımı doğrudan bilmek gerekir; çünkü kırsal yerleşme soruları çoğu zaman ekonomik faaliyet üzerinden kurulur.
Kır yerleşmeleri, çevre şartlarına kentlerden daha duyarlıdır. Çünkü tarım ve hayvancılık doğrudan arazi, su ve iklim koşullarına bağlıdır. Bu yüzden kırsal alanlarda yerleşme düzeni de doğal şartlara göre şekillenir. Bir alanın verimli olması, su kaynaklarına yakın bulunması ya da ulaşılabilir olması, kır yerleşmelerinin orada gelişmesini kolaylaştırır. Kırsal yerleşmelerin temel özelliği, nüfusun daha az yoğun olması ve insanların doğayla daha yakın ilişki içinde yaşamasıdır.
Kır yerleşmelerinde yaşam biçimi, ekonomik faaliyetlerle iç içedir. İnsanların konutları, üretim alanlarına yakın olabilir. Günlük yaşamda tarımsal takvim, hayvancılık düzeni ve doğal koşullar önemli yer tutar. Bu, kır yerleşmelerini kentlerden ayıran önemli bir toplumsal özelliktir. Kentlerde iş bölümü ve hizmet faaliyetleri öne çıkarken, kırsalda üretim daha çok doğrudan doğa ile bağlantılıdır. Bu ayrım, sınavlarda “tarım ve hayvancılıkla uğraşan yerleşme türü” gibi ifadelerle sorulabilir.
Kent yerleşmeleri ve özellikleri
Kent yerleşmeleri, nüfusun tarım dışı ekonomik faaliyetlerin yaygın olduğu yerleşmelerdir. Bu tanım, kentlerin ekonomik karakterini belirler. Kentlerde insanlar yalnızca tarımsal üretime bağlı değildir; bunun dışında kalan farklı iş kolları daha baskındır. Bu nedenle kent yerleşmeleri, ekonomik çeşitliliğin ve iş bölümünün daha gelişmiş olduğu alanlar olarak düşünülmelidir. KPSS’de kır ve kent karşılaştırması yapılırken en temel ayırt edici unsur, ekonomik faaliyet türüdür.
Kent yerleşmeleri genellikle daha yoğun nüfuslu alanlardır. Bunun nedeni, tarım dışı faaliyetlerin insanların bir merkezde toplanmasını sağlamasıdır. İş olanakları, hizmetler, ticaret ve diğer faaliyetler kentlerde daha çeşitlidir. Bu çeşitlilik, göçü ve nüfus birikimini artırabilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, kent tanımının yalnızca nüfus büyüklüğüyle yapılmamasıdır. Bir yerin kent sayılması, oradaki ekonomik faaliyetlerin niteliğiyle doğrudan ilişkilidir.
Kent yerleşmeleri ile kır yerleşmeleri arasındaki farkı anlamak, nüfus ve yerleşme konusunun en önemli adımlarından biridir. Kırda nüfus daha çok tarım ve hayvancılıkla geçinirken, kentte tarım dışı faaliyetler ön plandadır. Kır yerleşmeleri daha çok doğal çevreye bağımlı iken, kent yerleşmeleri insan eliyle şekillenen ekonomik ağlara daha çok bağlıdır. Bu karşıtlık, sınav sorularında çok sık kullanılır. Özellikle bir tanım verilerek bunun kır mı kent mi olduğu sorulabilir.
Türkiye’nin coğrafi konumu
Türkiye’nin yerleşme ve nüfus özelliklerini anlamak için coğrafi konumunu bilmek çok önemlidir. Türkiye, Kuzey Yarım Küre ve Doğu Yarım Küre’de yer alır; Asya ile Avrupa kıtaları arasında köprü konumundadır. Bu ifade sadece siyasi ya da kültürel bir bilgi değildir; aynı zamanda coğrafi yorum yapmayı da sağlar. İki kıta arasında yer almak, Türkiye’yi bir geçiş ve bağlantı alanı haline getirir. Bu konum, insan faaliyetlerinin çeşitlenmesinde ve yerleşme düzeninin şekillenmesinde etkili bir arka plan oluşturur.
Türkiye’nin yaklaşık olarak 36°–42° kuzey paralelleri ile 26°–45° doğu meridyenleri arasında yer alması da önemli bir bilgidir. Bu koordinatlar, ülkenin orta kuşakta yer aldığını ve doğu-batı ile kuzey-güney yönünde belirli bir uzanışa sahip olduğunu gösterir. Coğrafi konum soruları, KPSS’de harita yorumunun temelidir. Paralel ve meridyen aralıklarını bilmek, ülkenin uzanışıyla ilgili sonuçlar çıkarmayı kolaylaştırır. Yerleşme açısından bakıldığında ise bu konum, farklı doğal koşulların etkisini birlikte düşündürür.
Türkiye’nin konumu, yerleşmelerin dağılışıyla dolaylı biçimde ilişkilidir. Ülkenin her tarafında aynı koşullar yoktur. Bu yüzden nüfus ve yerleşme yoğunluğu da her yerde eşit değildir. Konum bilgisi, özellikle doğal ortamın çeşitliliğini anlamak açısından önem taşır. Kuzey, güney, doğu ve batı kesimlerde farklı fizikî özellikler bulunabilir; bu da insanların bir bölgede daha yoğun, başka bir bölgede daha seyrek yaşamasına yol açar. KPSS’de Türkiye’nin konumuna dair bir soru geldiğinde, bu bilginin yerleşme ve nüfus dağılışıyla bağlantısı kurulmalıdır.
Türkiye’nin fiziki unsurları ve yerleşmeye etkisi
Türkiye’nin en büyük gölü Van Gölü’dür. Göller, yerleşme coğrafyasında su varlığı bakımından önemlidir. Bir bölgede büyük bir gölün bulunması, çevresindeki doğal şartları etkileyebilir. Su kaynakları, insanların yerleşme tercihlerini belirleyen temel etkenlerden biridir. Bu nedenle Van Gölü bilgisi yalnızca fiziki coğrafya açısından değil, yerleşme mantığını anlamak açısından da değerlidir. KPSS’de göller doğrudan sorulmasa bile, su kaynaklarının yerleşmeye etkisi üzerinden yorum sorularında karşınıza çıkabilir.
Türkiye sınırları içinde doğan ve denize dökülen en uzun akarsu Kızılırmak’tır. Akarsular, insan yaşamı ve yerleşme açısından önemli doğal unsurlardır. Çünkü su, hem günlük yaşam hem de ekonomik faaliyetler için gereklidir. Kızılırmak gibi uzun akarsular, geçtiği bölgelerde çevresel ve beşeri etkiler oluşturabilir. Yerleşmelerin suya yakın alanlarda toplanması, akarsu vadilerinin tarih boyunca insanlar için cazip olmasının bir sonucudur. Bu yüzden akarsu bilgisi, yerleşme sorularında dolaylı ama güçlü bir destek unsurudur.
Türkiye’nin en yüksek dağı Doğu Anadolu’daki Ağrı Dağı’dır ve yaklaşık 5137 metredir. Yükselti arttıkça nüfus yoğunluğunun genellikle azaldığı bilinir. Bu nedenle Ağrı Dağı bilgisi ile nüfus yoğunluğu arasında doğrudan bağlantı kurulabilir. Dağlık ve yüksek alanlarda yaşam koşulları daha zor olabildiği için insanlar genellikle daha alçak ve elverişli alanlara yönelir. KPSS’de yükselti ile nüfus yoğunluğu arasındaki ilişki çok önemlidir. Dağın yüksekliği, tek başına bir ezber bilgisi değil; yerleşme coğrafyasını açıklayan bir anahtar özelliktir.
Türkiye üç tarafından denizlerle çevrilidir: kuzeyde Karadeniz, batıda Ege Denizi, güneyde Akdeniz bulunur; Marmara Denizi ise tümüyle Türkiye sınırları içindedir. Denizlerin varlığı, kıyı bölgelerinde yerleşmenin ve nüfus yoğunluğunun farklılaşmasına katkı sağlayabilir. Deniz kenarları, ulaşım ve ekonomik faaliyetler açısından çekici alanlar olabilir. Ancak burada önemli olan, denizleri tek başına ezberlemek değil, onların yerleşme dağılışındaki etkisini anlamaktır. Türkiye’nin üç tarafının denizlerle çevrili olması, ülke genelinde doğal çeşitliliği artırır ve bu da nüfusun homojen dağılmamasına yol açar.
Yükselti, arazi yapısı ve nüfus yoğunluğu
Yükseltinin arttığı alanlarda nüfus yoğunluğu genellikle azalır. Bu, nüfus ve yerleşme konusunun en önemli neden-sonuç ilişkilerinden biridir. Yükselti arttıkça hava koşulları, ulaşım zorluğu ve yerleşmeye uygun alanların sınırlılığı gibi etkenler devreye girer. İnsanlar genel olarak yaşam koşullarının daha kolay olduğu alanlara yöneldiği için yüksek sahalarda nüfus seyrekleşir. Bu durum sadece Türkiye için değil, genel coğrafi mantık için de temel bir ilkedir.
Yükselti ile nüfus yoğunluğu arasındaki bu ters ilişki, sınavlarda yorum sorusu olarak sık gelir. Bir haritada dağlık alanlar gösterildiğinde, bu bölgelerde nüfusun neden daha az yoğun olduğu sorulabilir. Cevap, doğrudan yükseltiye bağlanır. Yükselti arttıkça tarımsal alanların sınırlanması, ulaşımın zorlaşması ve yaşam maliyetinin artması gibi etkiler ortaya çıkar. Bu nedenle dağlık ve yüksek yerlerde yerleşme daha seyrek olabilir. Ağrı Dağı örneği de bu genel kuralı destekleyen önemli bir unsurdur.
Aynı mantık su kaynakları ve arazi yapısı için de geçerlidir. Düz, suya yakın ve elverişli alanlar nüfusu çekebilirken; eğimli, parçalı ve yüksek alanlar yerleşmeyi sınırlar. Coğrafyada bir unsurun tek başına değil, diğer unsurlarla birlikte değerlendirilmesi gerekir. Yükselti konusu da yerleşme dağılışını doğrudan açıklayan faktörlerden biridir. Bu nedenle KPSS’de harita veya grafik yorumlanırken, yükselti ile nüfus yoğunluğu arasındaki bağ mutlaka akılda tutulmalıdır.
Dağınık köyler ve yerleşme biçimi
Dağınık köyler, arazinin eğimli ve parçalı olduğu, suyun bol bulunduğu yerlerde görülür. Bu ifade, yerleşmenin biçim kazanmasında doğal koşulların ne kadar etkili olduğunu çok iyi gösterir. Eğimli ve parçalı arazilerde yerleşmeler bir merkezde toplanmak yerine dağılabilir. Çünkü arazi yapısı buna izin vermez. Su kaynaklarının bol olması ise insanların farklı noktalarda yaşam kurmasını kolaylaştırabilir. Bu nedenle dağınık köy yerleşmeleri, belirli bir doğal çevre özelliğinin sonucudur.
Dağınık yerleşmelerin mantığını anlamak, yerleşme türleri arasındaki farkları kavramayı kolaylaştırır. Her köy aynı biçimde kurulmaz; bazı köyler toplu, bazıları dağınık olabilir. Burada belirleyici olan arazinin şekli ve suyun dağılışıdır. Eğimli ve parçalı alanlarda tarım alanları dağılmış olabilir, konutlar da bu yapıya göre yayılabilir. KPSS’de “dağınık köylerin görüldüğü yerler” diye sorulduğunda, eğimli, parçalı ve suyu bol alanlar akla gelmelidir.
Bu bilgi, kır yerleşmeleriyle de yakından ilgilidir. Kırsal alanlarda yaşam doğa koşullarına daha bağlı olduğundan, yerleşme biçimi de doğal çevrenin bir yansımasıdır. Dağınık köyler, yerleşmenin yalnızca sayısını değil, biçimini de doğal faktörlerin belirlediğini gösterir. Bu yüzden yerleşme coğrafyasında “nüfus nerede toplanıyor” kadar “nasıl dağılıyor” sorusu da önemlidir. Dağınık köy örneği, bu iki soruyu birlikte düşünmemizi sağlar.
Kavramlar arası ilişkiler
Nüfus, nüfus yoğunluğu ve yerleşme birlikte değerlendirilmelidir. Nüfus bir yerde kaç insan olduğunu söyler; nüfus yoğunluğu bu insanların alana nasıl dağıldığını gösterir; yerleşme ise insanların hangi biçimde toplandığını anlatır. Bu üç kavram birbirine bağlıdır, fakat aynı şey değildir. KPSS’de en çok yapılan hata, bu kavramları birbirinin yerine kullanmaktır. Oysa doğru yorum, her birinin görevini ayrı ayrı bilmekle mümkündür.
Kır ve kent yerleşmeleri arasındaki fark da bu kavramların iyi anlaşılmasına dayanır. Kır yerleşmelerinde tarım ve hayvancılık ön plandayken, kent yerleşmelerinde tarım dışı ekonomik faaliyetler yaygındır. Bu ayrım, yalnızca ekonomik değil, nüfus yoğunluğu ve yerleşme biçimi açısından da sonuçlar doğurur. Kırsal alanlarda nüfus daha seyrek olabilir ve yerleşmeler doğal çevreye daha bağlı şekilde oluşabilir. Kentlerde ise yoğunluk daha fazla, ekonomik çeşitlilik daha geniştir. Sınavda bu ikisini karşılaştıran sorular geldiğinde, temel fark ekonomik faaliyette aranmalıdır.
Türkiye’nin coğrafi konumu da bu kavramların üzerine oturur. Kuzey ve Doğu Yarım Küre’de yer alması, Asya ile Avrupa arasında köprü konumunda bulunması ve belirli paralel-meridyen aralıklarında uzanması, ülkedeki fizikî ve beşerî farklılıkları anlamak için zemin oluşturur. Üç tarafının denizlerle çevrili olması, Marmara’nın tümüyle ülke sınırları içinde yer alması, Van Gölü’nün varlığı, Kızılırmak’ın uzunluğu ve Ağrı Dağı’nın yüksekliği gibi bilgiler hep aynı büyük resmin parçalarıdır. Bu parçalar yerleşme ve nüfus dağılışının neden tekdüze olmadığını açıklar.
Sık karıştırılan noktalar
Bu konunun en sık karıştırılan noktası nüfus ile nüfus yoğunluğudur. Nüfus, toplam insan sayısıdır; nüfus yoğunluğu ise bir alana düşen insan sayısıdır. Bir ülkenin nüfusu fazla olabilir ama alanı da genişse yoğunluğu çok yüksek olmayabilir. Bu yüzden sorularda “kaç kişi yaşar” ile “birim alanda kaç kişi vardır” ayrımı dikkatle yapılmalıdır. KPSS’de bu ayrım temel puan getirir.
Bir diğer karışıklık kır yerleşmeleri ile kent yerleşmeleri arasında yaşanır. Kır yerleşmesi denince tarım ve hayvancılık akla gelmelidir. Kent yerleşmesi denince ise tarım dışı ekonomik faaliyetler öne çıkar. Yerleşmenin büyüklüğü tek başına belirleyici değildir; esas belirleyici ekonomik yapı ve faaliyet türüdür. Bu nedenle bir yer çok kalabalık olsa da tarım dışı faaliyetler baskın değilse kent tanımını dikkatle değerlendirmek gerekir.
Yükseltinin artması ile nüfus yoğunluğunun azalması da önemli bir sınav noktasıdır. Bazı adaylar yüksek alanları doğal güzellik veya genişlik üzerinden değerlendirse de coğrafi yerleşme açısından esas olan yaşam kolaylığıdır. Yükselti arttıkça nüfusun azalması genel bir eğilimdir. Aynı şekilde dağınık köylerin eğimli, parçalı ve suyu bol alanlarda görülmesi de yerleşme biçiminin doğal çevreye bağımlı olduğunu gösterir. Bu bilgiler bir arada düşünüldüğünde, yerleşme dağılışının neden farklılaştığı çok daha iyi anlaşılır.
Kapanış
Nüfus ve yerleşme konusu, coğrafyanın insan-doğa ilişkisini en açık gösteren alanlarından biridir. Nüfusun ne olduğu, nüfus yoğunluğunun nasıl ifade edildiği, yerleşmelerin doğal ve beşeri faktörlerle nasıl şekillendiği, kır ve kent yerleşmelerinin hangi özelliklerle ayrıldığı bu konunun temelini oluşturur. Türkiye örneğinde ise konum, yükselti, su kaynakları, dağlar ve denizler bu temel bilgileri somut hale getirir.
Bu konuyu öğrenirken en önemli yaklaşım, kavramları tek tek ezberlemek yerine aralarındaki ilişkiyi kurmaktır. Nüfus sayıdır, yoğunluk birim alana düşen insan sayısıdır, yerleşme ise insanların belirli bir düzende toplanmasıdır. Kır yerleşmesi tarım ve hayvancılık, kent yerleşmesi tarım dışı faaliyetler ile açıklanır. Yükselti arttıkça yoğunluk azalır, eğimli ve parçalı arazilerde suyun bol olması dağınık köyleri ortaya çıkarabilir. Türkiye’nin doğal ve coğrafi özellikleri de bu tabloyu destekler. Bu mantığı kuran aday, KPSS’de hem tanım hem yorum sorularını rahatlıkla çözebilir.
Coğrafya diğer konular
Nüfus ve Yerleşme örnek soruları
Bu konudan özgün sorular. Her sorunun çözümünü ve açıklamasını kendi sayfasında inceleyebilirsin.
- Türkiye’nin en büyük gölü aşağıdakilerden hangisidir?
- Buna göre aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
- Buna göre aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?
- Buna göre bu yerleşme ile ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?
- I. Kır yerleşmelerinde nüfus, tarım ve hayvancılıkla uğraşır. II. Kent yerleşmelerinde tarım dışı ekonomik faaliyetler yaygındır. III. Yerleşmelerin dağılışını doğal ve beşeri faktörler birlikte etkiler. Yukarıdakilerden hangileri doğrudur?
- Buna göre aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?
- Aşağıdakilerden hangisi kır yerleşmeleri ile kent yerleşmelerini birbirinden ayırmada kullanılan ölçütlerden biri değildir?
- I. Nüfus, bir ülke ya da bölgede yaşayan insan sayısını ifade eder. II. Nüfus yoğunluğu, bir alana düşen insan sayısını gösterir. III. Kır yerleşmelerinde nüfusun tarım dışı ekonomik faaliyetleri yaygındır. Yukarıdakilerden hangileri nüfus ve yerleşme ile ilgili doğru yargılardır?
- Aşağıdakilerden hangisi nüfus yoğunluğu ile ilgili olarak söylenemez?
- Buna göre aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?